Rijkaard’ın gidişiyle Hagi’nin gelişi beklenen etkiyi fazlasıyla yaptı ve Galatasaray mutlak favori olarak sahaya çıkan rakibine 60 dakika üstünlük kurarak ve galibiyeti kaçırarak bir puanı almasını bildi.
Tek başına bu maç bile, Rijkaard’ın teknik direktörlükle uzaktan yakından alakası olmadığını, hangi takıma giderse gitsin, başarılı olma ihtimalinin çok ama çok düşük olduğunu gösteriyor.
Hagi Pino’yu forvet oynatarak 3 hafta önce yazdığımız yazıda değindiğimiz önerinin ne kadar doğru olduğunu kanıtladı. Kewell gibi mücadele gücü düşük, yavaş ve sırtı dönük oynamayı tercih eden nöbetçi forvet seçimi yerine, Baros tipinde hızlı ve yüzü dönük oynamayı seven Pino’yu tercih etti. Pino da muhteşem bir oyunla Baros’a mükemmel bir yedek olacağını gösterdi. Brezilya Milli Takımı’nın değişmezi olan Elano’ya da güven aşılayan Hagi, onu alışık olduğu sağ kanatta oynattı. Bu iki oyuncunun yüksek performansları, Fenerbahçe’ye ilk 45 dakikanın tamamında, ikinci yarının ise son 20 dakikasında üstünlük kurulmasında baş etkendi.
Ancak Hagi daha da önemli bir şeyi gerçekleştirerek, takıma güven aşıladı. Her maç yerin dibine geçirdiğimiz Mustafa Sarp dahi çok iyi bir oyun çıkardı. Hücumda basit oynamasını bilerek, defansta da basketbol oynarmışçasına ellerini açıp geri geri emeklemek yerine basarak, aktif savunma yaparak oynamaya başlayınca takımın direnci ciddi artış gösterdi. Tabii ki diğer orta saha oyuncularının da baskıyı kolektif olarak yapmaları bu direncin sağlam olmasına çok büyük katkı yaptı.
Bütün bunlar geldiğinden beri bir tek oyuncumuzun dahi performansını yükseltememiş olan, aksine çoğu oyuncunun geriye gitmesine sebebiyet vermiş olan Rijkaard’a çok ağır bir derstir. Oyuncularına güvenmeyen, onlara liderlik edemeyen, sabah 9 akşam 5 çalışan, eksikleri doğru tespit edemeyen, istediği oyuncuları aldıramayan, hiçbir kriz anını doğru yönetemeyen bir futbol adamının neden teknik direktörlükten zerre nasibini alamamış olduğunun da göstergesidir. Barcelona’da bir dönem başarılılar elde etmiş olması, belki de Barcelona haricinde hiçbir takımda başarılı olamamasını da açıklar gibidir. Zaten mükemmel işleyen bir futbol kulübüne gelip taktisyenlik yapmak bize göre dünyanın başka hiçbir kulübünde mümkün olmayan bir lükstür. O yüzden Rijkaard Hollanda Milli Takımı’nda da, küme düşürdüğü Hollanda Ligi takımlarından Sparta Rotterdam’da da, Galatasaray’da da başarılı olamamıştır.
Aile içi psikopatiyi de şöyle açalım: Kendi ailesi dışında yer alan kişilere son derece yumuşak ve hoşgörülü, güven verici, destekleyici davranan, ancak en yakınındaki eş, çocuk ve anne-baba gibi 1. derece akrabalarına aşağılayıcı, baskın, sert ve kötü davrananlar aile içi psikopati sendromundan müzdarip diye tabir edilir. Rijkaard’ın gidişinden 3 gün sonra takımın oynadığı oyun, Rijkaard’ın da oyuncularına zerre güvenmediğini ve bu güvensizliği sonuna kadar yansıttığını net biçimde gösterdi. Bu da bir nevi aile içi psikopatidir. İçinde bulunduğunuz kurum aile, şirket ya da takım olsun, bu kuruma dahil bireylere güvenmediğiniz ve bu güvensizliğinizi onlara hissettirdiğiniz taktirde, çöküş kaçınılmazdır.








Sevgili Hamit ,
“Denize düşüp yılana sarıla-sarıla” bu günlere geldik.Ben ne bu durumumuzu ne de yılanı artık istemiyorum.
Ya yüzmeyi öğreniriz ya da boğuluruz noktasındayım . Zannediyordum ki ; GS bu ülkenin kültüründen ve bilinç seviyesinde yüksekte …Meğer değilmiş.O da “Vasat” mış . Veya zamanla vasatlaştı .
FT gelince . Allah kurtardı . Direkten döndük,az daha geliyordu.Floryanın anahtarını istedi.Sağlık kurulu yüzünden iş yattı.Yeni transfer edilip sözleşme imzalanan şimdiki kurulu yollayın,ben kendi ekibimi kuracağım demiş.İş ondan yattı ..Yollayamayız adamları yeni getirdik,evlerini vs.. taşıdılar demiş Adnan.O zaman da FT kabul etmemiş.. Düşünsene …
Katılıyorum/Katılmıyorum:
0
0
Futbol da kültürümüzün bir devamı sonuçta. Motive edilmeyi, gaza getirilmeyi bekleyen bir ülke olmasak, futbolcularımız da böyle olmazdı. Bu durumun değişmesi de yıllar alacağından, bu gerçeği kabul ederek seçim yapmak çok daha doğru olacaktır. Ancak Rijkaard bunu yapabilecek karakterde biri değil, tek bir doğrusu var ve bazı durumlarda doğrunun yanlış olduğunu görebilecek bakış açısına sahip olmadını düşünüyorum. Hagi belki mükemmel bir seçim değil, ama elimizdeki ne ise ona sarılacağız. Fatih Terim konusunda ise, takımı yüzüstü bırakarak Fiorentina’ya gitmesinden ve ardından başlayan çöküş sebebiyle bir daha takımın kapısından içeri adımını dahi atmaması gerektiğini düşünelerdenim, ama denize düşen yılana sarılır….
Katılıyorum/Katılmıyorum:
0
0
“Tam 10 sene! Modern tıptan umudunu kesmiş, bel soğukluğu teşhisli yurdum insanı gibi, bir de alternatif (!) tıpta”.. arıyoruz çareyi … FT de bunu yapıyordu.Okuyup-üflüyordu devamlı…
Bu yüzden olsa gerek , tıp fakultesini başarıyla bitirmiş nice kıymetli doktor geldi ve geçti futbol dünyamızdan . Müzeye kaldırdık onları . Ülke olarak hastalığımız devam ediyor ama , biz yine de “alternatif tıp” seviyoruz . bakalım G.Hidding’i ne yapacağız…
Katılıyorum/Katılmıyorum:
0
0