Sabri Sarıoğlu, Galatasaray Televizyonu’nda yayınlanan Son Pas Programı’nın konuğu oldu.
A Takım’a yükseldiğin dönem, genç bir futbolcunun kendini ispatlaması açısından oldukça zor bir dönemdi. O dönemde kendinden beklenilen patlamayı çok iyi bir şekilde gerçekleştirdin. Bunun sırrı nedir?
Galatasaray kulübüne ilk adımımı 1994 yılında, bir amatör kulüpten Galatasaray Minik Takımı’na geçerek attım. Her zaman hayalim Galatasaray formasını giymekti. Altyapıda forma giyerken hep bu hayallerimi göz önünde bulundurarak çalıştım. Üst gruplarla antrenmanlara çıktım. Yıldız takımda, 14-16 yaş gruplarında ve PAF takımda forma giydim, yeni aşamalar kaydedebilmek adına çok çalıştım. Zaman içerisinde Genç Milli Takım serüvenim de oldu. Avrupa’da Milli Takım seviyesinde çok sayıda maçta forma şansı buldum. Mircea Lucescu zamanında A Takımla beraber idmanlara çıkma fırsatı yakaladım ama resmi bir karşılaşmada forma şansı bulamadım. Fatih Hoca’mızın ikinci Galatasaray serüveninde oynama fırsatı buldum. Hocamız bana güvendi, ben de onun güvenini boşa çıkartmamak için elimden gelen mücadelenin en iyisini sergilemeye çalıştım ve o günden bugüne kadar iyi bir performans gösterdiğime inanıyorum.
O dönemde senin çıkışında başrolü oynayan Fatih Hoca mıydı?
Bütün hocalarımın benim bu noktaya gelişimde katkısı vardır, misal Lucescu beni ilk defa A Takım’a aldı. Benim için o büyük futbolcularla idmana çıkmak bile büyük bir gurur ve tecrübeydi. Ama bende Fatih Hoca’mın emeği daha çoktur. Beni PAF Takım’dan aldı, bana güvendi ve forma şansı verdi. Ben de onun yüzünü kara çıkarmamak için elimden gelen her şeyi yaptım.
Olimpiyat Stadı’nda oynanan bir maçta sen orta açmak yerine şut çekmeyi tercih edince saha içinde Hakan Şükür sana bir tepki göstermişti. O günü hatırlıyor musun? O anı bize anlatabilir misin?
Çok iyi hatırlıyorum. Son dakikaydı, top ceza sahasının hemen dışında önüme düştü. Sağ tarafımda Bülent Ağabey boştu ve bütün takım yapacağım hareketi bekliyordu. Benim de önüm boştu ve iyi vuracağımı tahmin ediyordum. Aslında iyi de vurduğuma inanıyorum ama kaleci topu çok iyi karşıladı. Pas verebilirdim ama saliselerin bile çok önemli olduğu an futbolcu için çok zordur. Çünkü o esnada hızlıca karar vermeniz ve bu kararınızı iyi bir şekilde uygulamanız gerekiyor. Ben de o anda vermiş olduğum şut çekme kararını uyguladım. Keşke pas verseydim ama o anda böyle bir karar aldım ve uyguladım. Futbolda böyle anlar olabiliyor.
Bu soruyu aslında şu yüzden sordum. O dönemin büyük futbolcuları genç oyuncuların çıkışında büyük katkı sağlarlar değil mi?
Onlarla beraber aynı ortamda bulunmak, idmana çıkmak, aynı sahada bir başarı uğruna mücadele etmek genç bir futbolcu için inanılmaz bir gururdur. Ben de bu gururu çok yaşadım. UEFA Kupası’nı alan takımın yüzde sekseniyle beraber oynadım. Bu durum benim için çok büyük bir kazanç oldu. Hem saha içindeki futboluma katkı sağladı, hem insani yönde onların tecrüblerinden faydalandım. Hepsine buradan teker teker teşekkür ediyorum. Hepsinin de buralara gelmemde büyük katkıları olduğuna inanıyorum.
Siz de şimdi aynı şeyleri alttan gelen genç futbolculara yapıyorsunuz, değil mi?
Tabi ki artık olgunlaştım, 25 yaşında geldim. Futbol için orta yaş sayılabilir. Edindiğimiz tecrübelerle bizden sonra gelecek genç arkadaşlarımıza, altyapıdan yetişecek olan genç kardeşlerimize elimizden gelen katkının en iyisini göstereceğimize inanıyorum.
Eskileri konuşmuşken Anfield Road’da oynanan Liverpool maçı da aklımıza geliyor. O maçta iyi bir performans sergilemiştin. O karşılaşma hakkında ne düşünüyorsun?
Bizim için iki ayrı karşılaşma gibiydi. Biz maça çok kötü başlamıştık, Liverpool ise oldukça iyi bir başlangıç yapmış ve avantajlı skoru da elde etmişti. Zaten Liverpool takımının kalitesi ortada, bunu kimse tartışamaz. İkinci yarıya bambaşka bir şekilde girdik, çok iyi pas yaptık, pozisyonlara girmeyi başardık. Maçı 3-0’dan 3-2’ye getirdik. 5-10 dakikamız olsaydı, İstanbul’a beraberliği, hatta galibiyeti yakalamış bir şekilde dönebilirdik. Çünkü gerçekten ikinci yarıda çok iyi bir performans göstermiştik. Karşılaşmada aldığımız sonuç dilediğimiz gibi olmasa bile oynamış olduğumuz oyun beni tatmin etmişti.
Şimdi genç Sabri’den taraftarlara üçlü çektiren Sabri’ye gelelim. 16 yıldır Galatasaray’dasın, 16 yıllık Galatasaraylı olduğun için mi taraftarlara bu tip diyaloglora girebiliyorsun?
Hem kendimi bildim bileli Galatasaraylı olmamın avantajı var, hem de altyapıda yetiştim, bu kulübün havasını yıllarca teneffüs ettim. Galatasaray ailesinin içinde yetişip, bu havayı teneffüs etmek, arkadaşlarımız, hocalarımız ve yöneticilerimizle olan diyaloglarımız yeterince iyi bir Galatasaraylı olmamız adına oldukça önemliydi. Ben de zaten burada geçirdiğim 16 yılın vermiş olduğu bir Galatasaray sevgisi var. Daha öncesi de var tabi… Bunun verdiği gururu ve sevinci taraftarlarımızla her daim paylaşırım.
Üçlü çektirme serüveni nasıl başladı?
‘’Üçlü’’ zaten Türkiye’deki en yaygın tezahüratlardan biridir. Üçlü çektirme durumu benden kaynaklanmıyordu, Galatasaray taraftarının isteği doğrultusunda gerçekleşiyordu. Ben de onların bu isteğini geri çevirmemeye çalıştım, çünkü Galatasaray’ı da, Galatasaray taraftarını da çok seviyorum. Onları kırmamak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Sevincimi onlarla paylaşmak beni mutlu ediyor. Bazen yanlış anlaşılabiliyor, bazı yazarlar zaman zaman bu konuda enteresan yorumlarda bulunuyorlar, bu hareketlerin rakip takım taraftarlarını tahrik ettiğinden bahsediyorlar. Sonuçta bu tezahüratın hiçbir yerinde ne bir kötü söz, ne de bir ima var. Kimseye karşı uygunsuz bir harekette bulunmuyorum.
Derbi maçından önceki haftada basında bu konu hakkında eleştiriler yer almıştı. Neden Sabri Sarıoğlu ismi bu kadar ön plana çıktı?
Geçmişte yapmış olduğum hatalar var, bunları kabul ediyorum. Agresifliğim zaman zaman futbolumun önüne geçebiliyor. Hırsımı bazen futbol yerine başka yerlerde kullanıyordum. Bunu kabul ediyorum ve kendime kızıyordum zaten… Ama artık bu sezon öyle bir Sabri olmadığını herkes görüyor. Şunu da bilmek gerekir; yanlı, ortamı germeye ,insanları provoke etmeye çalışan basın kuruluşları ve yazarlar var. Ben bütün basın kuruluşları ve yazarları bir tutmuyorum. Duayen yazarlarımız da var,övgülerini veya eleştirilrini her zaman sevgiyle dinlerim. Hatam varsa, onların yazılarından kendime dersler çıkarmayı da çok iyi bilirim.
Medyadaki eleştirileri takip edip, gazeteleri okuyor musunuz?
Ben medyayı pek fazla takip etmem ama Fenerbahçe maçından önce böyle bir haber olunca, arkadaşlarım beni uyardı. Ben de takip ettim, baktım ki, saçma sapan, gerçekle alakası olmayan yazılar yazılmış. Dinamo Bükreş maçı sonrası hareketlerimi taraftarın küfürüne karşı yapılmış olan bir eylem olarak gösterdiler.Bu yazıları yazanların, yazarken hiç utanmadığını düşünüyorum. Ben 2002-2003 sezonundan beri bu ligde forma giyiyorum.Galatasaray tribünleri beni her çağırışında aynı selamı veriyorum. Bu durum rakip kim olursa olsun değişmiyor. O bana özgü bir selamlama biçimidir. Galatasaray taraftarının bana göstermiş olduğu sevgiye karşılık, onlara olan saygımı bu şekilde gösteriyorum. Ama bunu başka yöne çekiyorlar. Umarım bu yazdıklarından dolayı utanıyorlardır.
Hatta haklılığının ispatı Galatasaray Televizyonu’nda var. Hem geçtiğimiz sezonlardan, hem de bu sezondan Sabri Sarıoğlu kliplerinde taraftarı selamlama görüntülerin var.
Ligde ilk oynadığımdan beri böyle bir saygı karşılığı veriyorum Galatasaray taraftarlarına… Dediğim gibi böylesine önemli bir maç öncesi ortamı germek çok yanlış. Çünkü maçtan önce gerginlik olmasını gerektiren bir ortam olmadı. Ne bizim futbolcularımız ve yöneticilerimiz tarafından ne de Fenerbahçe’nin futbolcuları ve yöneticileri tarafından ortam gerilmedi, yanlış bir açıklama yapılmadı. Ama maçtan önce böyle yalan haberler yapan basın mensupları ortamı geriyor.
Eski Sabri yok dedik. Ne oldu, nasıl bir süreç yaşadın? Galatasaray Dergisi’ne “Kendimle bir süre başbaşa kaldım” demişsin. Ondan sonra bambaşka bir Sabri geldi.
Lig bittikten sonra yapmış olduğum hataları değerlendirme fırsatı buldum.Yalnız kaldığım zamanlar hep bunu düşündüm. Kendimi daha pozitif hale getirebilmek için neler yapabilirim, agresifliğimi ve hırsımı sadece futbolda değerlendirmek üzere nasıl bir yol izlemem gerekiyor diye düşündüm. Bu süreç içerisinde ailem olsun, dostlarım olsun, çevrem olsun bana çok büyük destek verdiler. Bambaşka bir Sabri olarak yeni sezona başlama niyetindeydim. Nitekim de bunu başardım. Hem performansımla hem de saha dışı duruşumla daha iyi bir Sabri olduğuma inanıyorum.
Ben bu konuyla ilgili örnek verilmesi gereken yerlerde hep Gaziantepspor maçını örnek gösteriyorum. Orada bir penaltı pozisyonu vardı. Hatta maç sonunda seninle konuşmuştuk. Orada hakeme itiraz etmeyen, karara saygı duyan bir Sabri vardı.
Sonuçta futbol tarihine bakarsanız hiçbir itiraz, hakemin kararını değiştirmiyor. Ben de o maçta, hakem Bünyamin Gezer’e “Pozisyonun penaltı olmadığını düşünüyorum” dedim. Kendisi penaltı olduğunu söyledi. Ben de “Tamam hocam,siz nasıl uygun görürseniz” dedim, karara saygı duydum. Sonuçta kararın değişmeyeceğini biliyorum. Eski, hırsını kötü yönde gösteren Sabri olsaydı, hakeme bayağı sert bir tepki verirdi. Ama artık o günler geride kaldı. Maçtan önce hakemlerle seramonide konuşuyoruz ve ‘’bu sene çok iyisin, böyle devam et’’ diyerek hakkımdaki görüşlerini belirtiyorlar. Ben de teşekkür ediyorum ve daha da iyi olacağımı söylüyorum.
“16 yıllık Galatasaraylı” Sabri bir dönem kulübünden, kendi deyimiyle ailesinden kopma noktasına gelmişti. Neyse ki o kötü dönem atlatıldı. O kötü günlerden de bahsedelim mi?
Her futbolcunun bazen performansında, bazen kulüple olan ilişkilerinde sorunlar olabilir, bu gayet normal bir durum. Önemli olan bunu sevgi ve saygı çerçevesi içinde halletmektir. O zamanlar benim için kötü dönemlerdi. Başta şunu söyleyeyim; bana yapılanları haketmedim. Bazı kesimler çok abarttı ama işin gerçeğini kimse bilmiyor. Çeşitli hatalarım oldu, bunu hiç bir zaman inkar etmiyorum. Ama bunları yaşayacak kadar da kabahat işlediğimi sanmıyorum. Gerçekleri bilseler bana hak verirler. Ama ben Galatasaraylı’yım ve bu gerçekler bende saklıdır. Bu gerçekleri hiçbir zaman açıklamadım. Kadro dışı kaldığım zaman da açıklamadım. Art niyetli ve Galatasaray camiasını sevmeyen bir insan olsaydım bu açıklamaları yapardım. Ama ben Galatasaraylı’yım ve hiçbir zaman camiamızı üzecek veya ortalığı karıştıracak bir açıklama yapmadım, yapmayacağım. Sıkıntılarımı hep içime attım, sabrettim ve sonuçta kazanan ben oldum. O kötü zamanlar geride kaldı, artık benim için bir tecrübe niteliğindiler.
O günlerden bugünlere döndüğümüzde, bugün herşeyin çok güzel olduğunu, deyim yerindeyse güllük gülistanlık olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin Frank Rijkaard geldikten sonra, senin agresifliğini dizginlediğin ve futbol adına aşama kaydettiğin açıkça görünüyor. O yüzden sana Frank Rijkaard’ı sormak istiyorum.
Kötü huylarımı düzeltmem, değiştirmem bana futbolda artılar kazandırdı. Hocamızın gelişiyle de bu artılar daha da yükselişe geçti. Hocamız gerek futbolculuk kariyeriyle, gerekse hocalık kariyeriyle tartışılmaz bir isim. Buraya geldikten sonra ortamla çok çabuk uyum sağladı. Bizle olan diyalogları, hiç kimseyi ayırt etmemesi, büyüğünden küçüğüne herkese aynı şekilde sevgi ve saygı göstermesi bizi mutlu ediyor. Kendisiyle çok iyi bir diyalog halindeyiz. Kendisi çok iyi bir hoca, aynı zamanda bir arkadaş. Yardımcıları da öyle. Bütün teknik heyet, takımla birlikte tıpkı bir aile gibi… Hocamıza Galatasaray Kulübü’ne vermiş olduğu katkılardan dolayı teşekkür ediyorum. Onun, Galatasaray ve Türk futbolu için büyük bir kazanç olduğunu düşünüyorum. Çünkü tecrübesi ve başarıları oldukça önemli.
Senin hakkında da söylemiş olduğu bir söz var, ”Çift motor takmış gibiydi” diye…
Benim özelliklerimden biri de maçın her anında süratimi ve çabukluğumu kullanarak mücadele etmem. Hocam da bunu esprili bir şekilde dile getirmiş. Hocamıza bu yorumundan dolayı da teşekkür ediyorum.
Hocanın yeni kurmuş olduğu sistem senin performansını olumlu yönde etkilemiş olabilir mi? Çünkü bekleri daha fazla ilerde görüyoruz. Daha çok ileri çıkıyorsun. Hücumcu Sabri’yi daha net şekilde görebiliyoruz belki de…
Her hocanın kendine ait bir sistemi vardır. Hocamız da ofansif futbol oynatmayı seven ve hücuma yönelik oyun sistemleri kuran bir teknik adam. Biz de elimizden geldiğince onun isteklerini karşılamak, onun verdiği direktifleri oyun içinde uygulamak istiyoruz. Çok ofansif bir takımız. Ligin en çok gol atan takımıyız. Ama her zaman ofansif futbol her sorunu çözmüyor. Defansif anlamda da iyi şeyler yapmamız gerekiyor. Bunu da bazen çok iyi yapabiliyoruz, kimi zamansa istediğimiz defansif performansı sahaya yansıtamıyoruz. Hocamızın ofansif futbolu tercih etmesinden dolayı biz de memnunuz. Ama hocamızın en önemli isteği takım halinde hucüm, takım halinde defans yapmamızdır. Biz de elimizden geldiğince hocamızın isteklerini yerine getirmeye çalışıyoruz.
Biraz Milli Takım’dan bahsedelim. Talihsiz bir süreç geçirdi milli takım… Arda yok, Sabri yok, Hamit yok, Tuncay yok. Bunlar elemeler sürecinde bizim için çok büyük bir kayıplardı. Futbolcularda nasıl bir psikoloji yaratıyor Dünya Kupası’nda olamamak?
Çok güzel bir Avrupa Şampiyonası geçiren Mili Takım’ımızın, Dünya Kupası’nda olmaması bizi de çok üzüyor. Zaten bu durumun suçlusu da biziz. Sonuçta sahaya çıkıp oynayan, takımın başarılı olması için gereken her şeyi yapması gereken kişiler futbolculardır. İstediklerimiz olmadı, talihsiz maçlar yaşadık. Kazanabileceğimiz maçları kazanamadık.Türk halkından özür diliyoruz. Biz de Milli Takım olarak Dünya Kupası’nda yer almayı çok istiyorduk ama olmadı.Geçmişle yaşamamak lazım, geleceğe bakıp, önümüzdeki Avrupa Şampiyonası’na iyi bir hazırlık yapmalıyız. Gruplar belirlenecek sonrasında yeni grup maçları başlayacak.
Sabri’nin gelecekteki hedefi ne? Sabri uzun vadede bir Bülent Korkmaz mı olmak ister? Galatasaray formasıyla uzun yıllar mücadele etmek mi ister? Yoksa her futbolcu gibi Avrupa’nın önemli kuluplerinde mi formamı giymeyi hedefliyor? Kariyerin için böyle bir planlaman var mı?
Öncelikli hedefim bu sezonu mutlu bir şekilde tamamlamak. Mücadele ettiğimiz her yerde en üst seviyeye çıkıp, kupalar kazanmak istiyoruz. Geçmişte hedeflerim arasında Galatasaray’da oynamak, Galatasaray’da şampiyonluk yaşamak, Milli Takım’da oynamak vardı. Bunların hepsini gerçekleştirdim. Hedeflerim arasında Avrupa’da oynamak da var. Ama hiçbir zaman ‘’İlla ki Avupa’ya gideceğim, Galatasaray’dan ayrılacağım’’ diye bir olay söz konusu değil. Çünkü ben Galatasaray’da son derece mutluyum. Galatasaray’da bulunduğum süreç içerisinde takımım için her zaman elimden gelenin en iyisini vermeye çalışacağım. Ama Avrupa’da oynamak da hedeflerim arasında… Eğer ki ortamı oluşursa ve işler Galatasaray’ın menfaatleri doğrultusunda ilerlerse neden olmasın. Sonuçta ben 16 senedir bu kulübün havasını tenefüs ediyorum, ekmeğini yiyorum, buranın her türlü imkanlarından yararlanıyorum. Hiçbir zaman kulübümü yüz üstü bırakıp gitmem.
Peki hangisi seni daha çok cezbediyor? Premier Lig, La Liga, Serie A, Bundesliga? Ben futbol oynamadım ama, Premier Lig’de oynamak isterdim mesela…
Ben de seninle aynı fikirdeyim. Premier Lig bence futbolun en tempolu, en heyecanlı, en zevkle oynandığı liglerinden biri. Tabi her futbolcu istediği yere gidemez. Nerden talep gelirse, o talep futbolcunun kulübüne ve futbolcuya uygun olursa öncelikli olarak o teklif değerlendirilir. İngiltere’yi çok beğeniyorum. Hem futbol kalitesi olsun, hem taraftar olarak olsun takıma sürekli olarak bir destek var. Bir futbolcu hata yapsa da alkışlanabiliyor, takım maçı kaybetse bile alkış alabiliyor. Böyle bir ortamda futbol oynamak bütün futbolcuların istediği bir durumdur. İngiltere’de bu çok iyi yaşanıyor.
Peki gerçekten konuştuğumuz gibi miymiş? Tuncay Şanlı’yla muhtemelen konuşuyorsunuzdur.
Tuncay’la her zaman görüşüyoruz. Milli Takım’da her zaman beraberiz. Kendisi hem çok iyi bir insan, hem de çok iyi bir futbolcu. O da söylüyor orada bir baskı ortamı olmadığını, televizyonda da görüyoruz. Geçen sene takımları ligden düştüğü zaman futbolcular alkışlarla sahadan ayrıldılar. Bu futbolun sevildiği her ülkede olmayacak bir şey… Ama orada futbola, futbolcuya o kadar çok saygı var ki, galip gelsen de, yenilsen de her zaman alkışla karşılık alıyorsun.
Futbolunda en beğendiğin ve en beğenmediğin özellikler neler? Geliştirmen gerektiğine inandığın özelliklerin var mı?
Her futbolcunun farklı özellikleri vardır. Süratim olsun, çabukluğum olsun, kondisyonum olsun benim artı değerlerdir. Çoğu kişinin beğenmediği açtığım ortaları ben bazen beğeniyorum. Sonuçta her futbolcu her pozisyonda iyi orta yapacak diye bir kaide yok. Hem topu atacağınız yeri düşünmek zorundasınız, hem de rakibiniz sizi engellemeye çalışıyor. Ben tabi bunun çalışmalarını her zaman yapıyorum. Tabi eksik özelliklerim de var. Şutlarımı ve ortalarımı geliştirebilirim. Sol ayağım biraz zayıf, sol ayağımı da geliştirmek için idmanlarda çalışıyorum. Futbolcu her zaman kendini geliştirme zorunda… “Ben çok iyi oynuyorum veya çok iyi şut çekiyorum” diyerek sahip olunan özellikleri yeterli görmemek lazım. Hiçbir zaman çalışmaktan kaçan biri değilim, kendimi geliştirmek için de her şeyi yapıyorum. Sadece futbol olarak değil, kişiliğimin gelişmesi için de her türlü çabayı gösteriyorum. Futbolcu için çalışmak hiçbir zaman sorun olmamalı.
Kaleciliğe de bir merakın var mıydı ? Seni antremanlarda sık sık kalede görüyoruz.
Kalecilik bana çok zevkli geliyor. Çoğu zaman siz de görüyorsunuz, idmanlarda kaleye geçiyorum. Hoş bir mevki ama, sonuçta sahada herkesin görev yaptığı yerler belli. Antrenmanlarda da olsa hoşuma gidiyor kalecilik yapmak. Gelen topları kurtarmak beni mutlu ediyor.
Kaynak: Galatasaray.org
Yorum
İşte size GSTV hakkında kaleme aldığımız yazıda bahsettiğimiz “gerçeklik” probleminin bariz bir örneği. Sabri Sarıoğlu’na herhangibir gazetecinin soracağı ilk soru nedir bu günlerde? “Galatasaray’da kaptanlık sorunu mu var? Arda ile aranız bu yüzden açık mı?” GSTV 23 soru sormuş biri bile bu soru değil… İşte gerçeklik problemi bu GSTV’nin. Taraf olmak ayrı, habercilik ayrı. Bu olayı speküle etmeden, neden kaptanlık pazubandını kabul etmediğini soramıyorsanız, o zaman insanlar size seyretmedikleri, gönülden bağlı oldukları bir kanal olarak bakarlar tabii ki.
Manşetlere gitmek için lütfen tıklayıın
Diğer haberleri görmek için lütfen tıklayın
Anasayfaya gitmek için lütfen tıklayın







