Fatih Terim’in Basın Toplantısı

Yazan Hamit Tümer on Eki 19th, 2009 dosyalama Arşiv. Bu yazıyla ilgili yeni yorumları buradan takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya link verebilir ya da hakkında yorum yapabilirsiniz

Milli Takımlar Teknik Direktörlüğü’nden  istifa ettiğini geçen hafta açıklayan Fatih Terim, Ermenistan maçı sonrasında bildirdiği gibi bugün bir basın toplantısı düzenledi. 2010 Dünya Kupası elemelerinde Türkiye’nin üst tura çıkamaması sebebiyle istifa kararı alan ve Ermenistan ile oynanan maçın ardından bu kararını resmi olarak açıklayan Terim, yaptığı geniş çaplı basın toplantısında şunlar söyledi:

“İyi ve kötü günlerimiz oldu. Galibiyetlerin sevincini, yenilgilerin üzüntüsünü paylaştık. Beni oyunculuğumdan beri tanıyanlar var, karşı görüşte olduklarım var ama hep aynı gemide mücadele ettik. Futbol kariyerimde çeşitli görevlerde bulundum, herkese nasip olmayan onurlar yaşadım fakat her profesyonel gibi ben de gün geldim görevlerimden ayrıldım. Görev aldığım ayrılıkların arkasından hiç konuşmadım, aileme ve kendi iç dünyama döndüm. Bu defa böyle yapmamaya karar verdim. Türk Futbolu’nu ileriye taşımak ve ileride pişmanlık duymaktansa Türk Futbolu ile ilgili tespitlerimi paylaşmak istiyorum. Bu bir sorgulama ya da yargılama toplantısı değil, bir paylaşım toplantısı. Merak edilen sorulara cevap vermeye çalışıcam hatta son söyleyeceğimi önden söyleyebilirim ve manşetleri de vermiş olurum.

Türk Milli Takımlar sorumlusu olarak göreve geldiğim günden beri yaptığım her şeyin arkasındayım. Bahanelerin arkasına sığınacak, şansım yağver gitmedi diyecek ve aldığım kararlar karşısında bedeli başkasına ödetecek bir yapıya sahip olmadığımı biliyorsunuz.”

Terim toplantıda Mili Takım'ın neden beklentileri karşılayamadığını detaylıbiçimde anlattı

Terim toplantıda Mili Takım'ın neden beklentileri karşılayamadığını detaylıbiçimde anlattı

“Yaşanılan tüm gerçekleri ortaya koyduğumda kendi içinde tutarlı, kendinden emin ve sağlam kararlar verdiğime inanıyorum. Pişmanlık ve keşkelerim tabii ki var, olması da gerekli insan olduğuma göre. Ancak futbol bilgim, tecrübelerim ve ilkelerim nedeniyle sezilerime güvendim. Geçen yıl bugünlerde sözleşmem 2012′ye kadar uzatıldı. Federasyon yönetimiyle pek çok konuda görüş birliği içindeydik.

Hasan Doğan’ın vasiyeti doğrultusunda Türk Futbolu’nu geleceğe hazırlayacak uzun soluklu projelerin hayata geçirilmesi için çok daha kapsamlı çalışmaların olması gerektiğini düşünüyorduk. Ancak 2010 Dünya Kupası finallerine gitmek en önemli hedeflerimizden biriydi, bunun gerçekleşmemesi halinde eleme maçlarının bitiminde bir basın toplantısıyla istifamı açıklamayı uygun görüyordum ancak yaşanan bazı olayar kararımı erken açıklamama neden oldu. Kararım da Federasyon tarafından uygun görüldü. Ben futbol yaşamım duyunca çoğunlukla karar mercilerinde bulundum, bu tip insanlar gün gelir kararlarının bedelini öder.

Her veda hüzünlüdür ancak güzel ayrılıkların yaşanmasına da örnek olmalıyız. Yıllardır birlikte uyum içinde çalıştığım mesai arkadaşlarımın benden sonra rahat bir çalışma ortamı bırakmam gerektiğini bilerek davranıyorum, işte bu toplantını amacı bu. geçmişte yaşanan hataları ve Türk Futbolu’ndaki hataları vurgulamak.”

“Görev yaptığım 2005-2009 döneminde milli takımın aldığı sonuçlar açık ve ortada. Bu bir paylaşım toplantısı derken o kadar çok dikkatli kelimeler seçiyorum ve arkadaşlarımla toplantılar yaptık ki ne söylersem sebep ve bahane olmasın dedik. Sadece bazı hatırlatmalarda bulunacağım. 2005-09′daki dört yılda galibiyetlerin yenilgilerden, attığımız gollerin yediğimizden fazla olduğunu ve oynadığımız maçların yüzde 75′in kaybetmediğimizi yani istikrarı göreceksiniz. Ancak istikrar sözcüğünün sürekli gündeme gelmesi gerektiğine ben de katılıyorum. 4 sene görev yaptığımıza göre bir hayli de istikrarlı olduk.

Aldığımız sonuçların ötesinde bu dört yılda çok önemli işlere imza attık. EURO 2008′de çizdiğimiz görüntü, sempatık, yenilgiyi kabul etmeyen inanmış bir takım. Türkiye – Almanya yarı final maçını dünyada 1,5 milyar insan izlemiş. Hiç bir şey olmasa Türkiye’nin tanıtımı için büyük bir artı. Görev yaptığım dönemlerde başladığımızda küçük bir rakam olan sponsor gelirlerinin bir kaç kat arttığını görmekteyiz. Türk Milli Takım markası değerinin Avrupa Şampiyonası’ndan sonra çok artttığını düşünüyorum. Formamızda reklam alacak yer kalmadı. Bunda yönetim becerisi de önceliklidir ancak Türk Milli Takımı markası bu durumda değilse bu ortaya çıkmazdı. Bunun dışında görmezden gelinen başka hamlelerimiz de oldu, her türlü zorluğa karşı lisanslı oyuncu sayısında artışlar ve üniversiteler ile yapılan anlaşmalar.”

“Bilimin önemini bildiğimiz için Milli Takım ve üniversiteler arasında sağlam bir bağ kurmaya başladık. Milli Takıma bir ev yaratmaya çalıştık, taraftar desteğini yüzde yüz arkamızda hissetmemiz konusunda bazı sıkıntılarımız oldu. Bazı statlara çıkarken bazı oyuncularımız tedirgin olduklarını da söyledi. Maalesef medyamız bu tür olaylara çok mesafeli durdu. Dünya Kupası’na katılamamızla birlikte Milli Takımın hataları gazetelerde sıralanmaya başlandı. Her eylem yapan insanın yapacağı gibi hatalar olmuştur, çalışan üreten ve Türkiye gibi son 15-20 yıla kadar dünya futbol tarihinde yeri olmayan bir ülkenin gençleriyle devrim yapabilmek için uğraşıp didinen herkes gibi ben de hatalar yaptım. Benim en büyük hatam kazanmak ve beklentiyi büyütmek oldu. Milli Takım futbolumuzun bir yansımasıdır. Çok önemli olduğunu düşündüğüm bazı bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.”

Birinci tespit, benim futbol oynadığım dönemde veya yakın bir döneme kadar uluslararası rekabet dendiği zaman akla sadece Milli Takım gelirdi. Kulüp takımları bu uluslararası rekabetin alt yapısı gibiydi. Endüstriyelleşen futbolla birlikte kulüp maçlarının sayısı hızla artamaya başladı ve kulüpler böylece uluslararası mücadelenin başrolüne geldi. Çoğu kulüp oyuncu yetiştirmeyi ikinci plana attı. Türkiye’de üst yapı gelişiyor ancak bu hiç bir zaman alt yapıya yansımıyor. Futbolumuzun gövdesi kocaman ancak onu taşıyan bacaklar incecik. Oyuncu yetiştirme konusunda değişen dünyaya uyum sağlamalıyız. Federasyonumuza gelen fonlara karşın, alt yapıya ayrılan bütçe uygun değil.

Sadece 8 kulübümüzün alt yapısı önemli. Avrupa’da yaşayan 5-6 milyon Türk’ten pek çok yetenekli futbolcunun çıktığını düşünüyoruz, peki Türkiye’de yaşayan 70-80 milyon kişiden bunun yaklaşık 10 katı oyuncunun çıkması gerekmiyor mu?

İkinci tespit, kulüpler arasındaki rekabet arttıkça takımlarımızdaki yabancı oyuncu sayısı bir hayli arttı. Bu da Milli Takımların seçildiği yetenek havuzunun daralması demektir. Son yıllarda Türk Futbolu’nun ürettiği yıldız oyuncu sayısı çok az.Takımlarımızın çoğu defansın göbeğine ve ön liberoya ağırlık veriyor. Bu durumda Türk gençleri yeterli süre alamıyorlar. Kendim Milli Takım hocası olarak yabancı sayısının serbest olmasını söyleyen bir hocayım ama bunun yanına bir kriter koymuştum. Yurt dışında oynayan oyuncu sayımızın arttırılması gerekiyor. Bunca yabancı transferimize karşın ligimizin çok kaliteli olduğunu söyleyemeyiz.

Avrupa’nın kalburüstü liglerinde oynayan futbolcularımızın sayısı az. Yarıştığımız rakiplerden çok enteresan sonuçlar vereceğim. Yarıştığımız takımların mesela İspanya’nın kadrosundaki 29 oyuncunun 28′i İspanya’da ya da İngiltere’de oynuyor. Bosna’nın yalnızca bir tanesi Bosna’da oynuyor. Belçika’nın bile Avrupa’nın önde gelen liglerinde oynayan 20’si oynuyor.

Bizimse oyuncularımızın çoğu Süper Lig’den. Oyuncu ihraç sayımızın artması gerekiyor, futbolcularımızın da daha kararlı ve cesur olması gerekiyor.”

Dördüncü tespitim, Milli Takımın maçlarında hep iki türlü yönümüz olduğu ortaya çıktı. Hazırlık ve motivasyonun alt düzeyde olduğumuz maçlarda kötü sonuçlar aldık. Türk futbolcusu fizik kondisyonunun yetmediği gün moral kondisyonuyla bu boşluğu doldurmaya çalışmıştır. Biz de motivasyon sözcüğü hep sihirli bir sözcük gibi algılanmıştır. Oysaki en iyi motivasyon preporefasyondur. Futbola yatkınlığını bildiğimiz gençlerimizi artık fizik açıdan da daha iyi yetiştirmeliyiz. Kulüplerimizin ne yazıkki bu anlamdaki çalışmaları yetersiz.

Tespit beş, Türkiye’de okul ile futbolu bir türlü kardeş haline getiremedik. Futbol topunu ilköğretimden içeriye sokmamız lazım. Hala kaydadeğer bir adım gelişme sağlanamadı. Belki İstanbul’da deneme yapılan pilot kulüpler olabilir.

Bu yüzden Türk Futbolcusu iyi eğitimli değil, algılamada, taktik anlayışta Avrupalı rakiplerini gerisindeler. Tüm çabamıza rağmen üniversiteler ile ilişkimiz zayıf. Atrenörlük eğitimi veren 26 üniversite var ama bu üniversitelerin tesislerinden istifade oranımız çok düşük.

Tespit altı, Riva’ya kaç kez gittiğimi hatırlamıyorum. Kaç kez bize sunulan projeleri alkışladığımızı unuttum. Ama milli takımlar hala çağın gerektirdiği örnek kamp ve eğitim merkezine kavuşabilmiş değil.

Tespit yedi, Türk Futbolu Avrupa’daki gençlerimizi izlemek konusunda çağa ayak uydurmak zorundadır.” şeklinde konuştu.

Avrupa’da doğmuş büyümüş Türk çocukları artık kültürel olarak kendilerini Türkiye’ye çok uzak hissediyorlar. Çoğu anadilimizi konuşamaz halde. Çevreleri ve arkadaşları da ona göre biçimleniyor.

Bu çocukların erken yaşta keşfedilmesi gerekiyor. Son yaptığımız hamleyle işi büyüttük, bu çocukları ülkemizdeki kamplara davet ediyoruz, bu çocukların bir şekilde kazandırılması gerekeyior. Avrupa’daki izleme komitelerini bir avuç insana bırakmamak gerekiyor. Futbolun tüm bireylerinin katılımıyla Milli Takıma kazandırılan yeteneklerin sayısı artmalı.

Tespit sekiz, Futbolda artan maç trafiği, oyunun yüksek tempoda oynanmasıyla birleşince ülkemizde sakatlıklar büyük sorun olarak karşımıza gelmeye başladı. Yumuşak doku yaralanmaları konusunda Avrupada lider olduk. Sorunu sadece sağlık ekiplerine bağlamak sığ düşünceden öteye gitmez.

Antrenman programlarını, futbolcuların beslenmelerini ve yaşam düzenlerini mercek altına almalıyız. Futbolda bir dünya devi olmamız isteniyorsa, ki ben müthiş bir potansiyelimiz olduğuna inanıyorum, ben bütünleşirsek bunu başaracağımızı düşünüyorum. Nasıl penaltılara gidince kalpler birlikte çarpıyorsa, futbolumuzun geleceği için böyle birlik olmalıyız.

Ayrılırken, geçmişten bugüne birlikte çalıştığım tüm başkan ve yöneticilere bana verdiği destek için teşekkür ederken. Hasan Doğan’ı bir kez daha rahmetle anmak istiyorum. Mesai arkadaşlarımın hepsi bana inanılmaz destek verdiler.

Müfit Erkasap ve Eser Özaltındere kardeşlerime teşekkür ediyorum. Geride bıraktığımız dört yılda teknik ekibimizde az da olsa yer alan Mehmet Özdilek’e de teşekkür etmek istiyorum. Oğuz Çetin ve Metin Tekin ne kadar vazgeçilmez elemanlar olduklarını gösterdiler.

Bizden sevgisini esirgemeyen Türk insanına şükran borçluyum. Biz dünyanın her köşesinde siz medya mensuplarına da bunun uzun süreli bir ayrılık olmayacağını söylemek istiyorum. Yazılan her şeyi okuduğumu ve dinlediğimi de bilmenizi isterim. Bu uzun bir yolculuk, nasılsa bir gün başka bir yerde bir başka durumla birlikte oluruz. Hepiniz hakkınızı helal edin.”

Basın toplantısının devamı için lütfen tıklayın

Yorumunuzu yazın

Sponsor bağlantı

Foto Galeri

Giriş / Advanced NewsPaper by Gabfire Themes